AnasayfaTakvimSSSÜye ListesiKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Sihir Basını Alımları

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lilith London Bennet
Okul Müdiresi & Tılsım Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu
Okul Müdiresi & Tılsım Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu
avatar

Kan Durumu : Safkan.
Uyruk : Amerikan.
Mesaj Sayısı : 34
Kayıt tarihi : 25/04/10

MesajKonu: Sihir Basını Alımları   Salı Mayıs 11, 2010 8:48 pm

Sihir Basın'nda görevli olmak isteyen üyelerimizin aşağıdaki formu eksiksiz doldurmaları gerekmektedir.
Sihir Basını kadrosu için lütfen Meslek Kadrosu adlı başlığa bakınız.

Kod:
Ad ve Soyad:
İstenilen Rütbe:
İstenilen gazete/dergi:
Yaş:
Örnek Rol Oyunu:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://exhilaro.turkforumpro.com
Chanell Fletcher
Gelecek Postası Editörü
Gelecek Postası Editörü
avatar

Rp Sevgilisi : -
Kan Durumu : Safkan.
Uyruk : Fransız.
Mesaj Sayısı : 5
Kayıt tarihi : 15/05/10

MesajKonu: Geri: Sihir Basını Alımları   C.tesi Mayıs 15, 2010 1:40 pm

Chanell Fletcher.
Editör.
Gelecek Postası.
20.

Soğuğun tanıdık yüzü, karanlıkla boy ölçüşen gökyüzünden damla olup oluk, oluk akıyordu. Düşünebileceğiniz en iddialı huzursuzlukların yerine bu akşam ki duru kasvet kendimi dingin hissetmememe neden oluyordu. Sivri uçlu, gri şemsiyeyi yıkayan gümüşi damlacıkların ıslak patırtıları birer çift pırlantayla süslenmiş ufak kulaklarıma doğanın eşsiz senfonisini fısıldıyordu. Tıpkı bir deniz gibi dalgalanan ses, toprak kokusunun eşliğinde biraz yürümeye itmişti beni. Mutlu bir gün portresi çoğu kişiye göre, elinde bir birayla plajda güneşlenmek, dert tasa olmadan yan gelip yatmaktı belki de. Ama farklılık gösteren seçimlerim yine ayrılığını ortaya koymuş ve asıl güzelliğin, doğayla havanın birliği olduğuna beni inandırmıştı. Genelde bu zamanlarda kum alan açık güneş ışığının eşliğinde, voleybol oynayan gezginlerle dolu olurdu. Ancak ilkbahara küsmüştü güneş bu gün. En yakın dostu yağmur en olmadık zamanda yanında olmuştu tekrar. Pazar gününün verdiği huzur, ancak yanı sıra eklediği yarın pazartesi sendromu artık benim için vazgeçilmez bir seans gibiydi. Her ne kadar çabucak geçeceğini bilseniz bile, iğne olmaktan korkmak gibi bir şey yani. Sadece benim için değildir elbet. Hemen herkes korkmaz mı haftanın ilk gününden? Haftanın ilk güneşine selam vermeyi es geçip somurtmakla geçirmez mi bütün günü? İtiraf etmekten kaçınmaya gerek yok cevap belli.

Islak plaja doğru ilerledim ve beni kumlarla buluşturacak olan taş merdivenleri bir iki adımda indim. Denizin hafif dalgası, çıkardığı kumdan ayrılış sesleri doğal gelmişti her zaman ki gibi. Plajın dibindeki mütevazı kâffeye kayan gözlerim ilk başta neler olduğunu kavrayamamıştı. Anlamsızca büzülen yüzüm, durumu daha yeni algılamaya başlayan beynime sinyaller gönderdi ve ayaklarıma hâkim olamadan, boğazımda kenetlenen heyecan ve adrenalin karmaşası beni harekete geçirdi. Neler olduğunu anlayabilmek için basit bir planla kâffenin arkasındaki ufak pencerenin olduğu kısma gitmeye karar verdim. Ses çıkarmayacağımı, ya da çıkaracağım sesin bu cırtlak kadın çığlıklarının arasında duyulmayacağını biliyor olsam bile yine de beyaz burunlu ayakkabımla parmak uçlarında yürümek pek zahmetli bir iş değildi. On, yirmi belki sayamayacağım kadar fazla otuz altılık adımlarla gözüme kestirdiğim yere, ufak pencerenin önüne geldim. İçimden milyonlarca kez kimsenin beni görmeden neler olup bittiğini anlamaya bilmem için dua ettim. En sonunda derin bir deniz havasını ciğerlerime hapsedip, kafamı buğulu camdan içeriye yavaşça uzattım. Gördüğüm görüntü ilk başta aklıma vuran, hırsızlık ya da soygun macerası değildi. Çok daha farklı çok daha tehlikeli şeyler. Ölüm yiyenler. Yaklaşık yirmi tane müşteri olduğunu var saydığım insanlar kapının önünde yan yana tedirgince dizilmiş, gözlerinden akan yaşları durdurmaksızın hıçkırarak çaresizliklerini o acımasız katillere haykırıyorlardı. Korku zaten ruhumda şu anda başka bir yer edinmişti. Ama yanı sıra kalbimin üzerine çöken yoğun keder gözlerimi anında doldurmaya başarmıştı. Hele bir de orda olup esmer bir kadının çocuklarını bırakmaları için haykırışı vardı ki, işte beni en derinden etkileyen oydu.
Annem hayatımda yarı var yarı yok gibiydi. On altı yaşıma kadar yanımda olmuştu. Üvey babamın sürekli çalışmalısın tavırları yanı sıra, her gece yanıma gelip sessiz hıçkırıklarımı durdurmam için beni avutuyor, benim iyiliğimi istediği hakkında bir sürü palavra uyduruyordu. En nefret ettiğim şeyler listesinde yanına altın yıldızlar çizilmiş alkol hayatta en değerli varlığımın yok olmasına sebep olmuştu. Bu yüzden hayatım boyunca ufak çocuklara bir hassasiyetim vardı. On altı yaş her ne kadar minimum bir yaş olmasa bile anne kaybetmenin ne acı bir şey olduğunu, o keskin hasreti nasıl yaşandığını çok iyi biliyordum. O zehrin tadını, içmeyen asla anlayamaz. Bu yüzden yıllardır kanayan yara kadının ricası üzerine daha bir hiddetlendi ve zehrini gözlerimden taşan yaşlarla birlikte yanaklarıma akıttı.

Ani bir hareketle yan tarafa çekilişim ve ağzımın bir elle kapatılması üzerine ayaklarımı yere vurup durmamı engelleyen güce vurmaya çalıştım. Beni susturmaya çalışan kısık sesi sinirlerimi bozmaya başlamıştı. En sonunda o da bu durumdan sıkılmış olacak ki beni olduğum gibi bırakmak için ufak bir anlaşma talep etti. “Bak eğer sessiz durursan ki bu senin sağlığın için, seni bırakacağım.” Sarı dalgalarımın başımla sallanmasını hissederek susacağımı belirttim. Ardından birkaç saniye sonra tekrar özgür bir dirençle, ama o kadar kendinden emin olmayan bir ifadeyle arkama döndüm. Gördüğüm kişi çok ta yabancı gelmemişti. Hatta kâffedeki o tanıdık ölüm yiyenden sonra onun burada olduğuna emindim. Kaşları buruşmuş bir halde bana bakarken konuşmaktan kendimi alamadım.

“Schneidér? Lanet olsun burada olduğunu biliyordum.”diye kısık bir biçimde tısladım. Elimdeki boşluğu hissedince korkudan yere attığım şemsiyeye göz gezdirdim ancak koşmadan önce ileride kalmış olmalıydı. Birkaç tur daha etrafa baktıktan sonra boyumla orantılı boyuna döndüm ve bir şeyler söylemesini bekledim.

“Chanell, ben bir ölüm yiyenim ne bekliyordun acaba sorabilir miyim?” ilk duyduğumda yersiz bir soru gibi gelmişti kulağıma ama düşününce cevap verilemeyecek kadar mantıklı bir soruydu. Sessiz bir iç çekişle bu durumdan kurtulacağım anı bekledim. Bir sorun çıkmadan bir uzaklaşsam… Bir şeyler zırvalayacaktım ki Maria’ nın mükemmel sesini işittim. Biraz da olsa azalmış adrenalin hormonları şimdi yine hararetle yükselmişlerdi.

“Schneidér? Bir sorun yok ya?” duraksadı. “Ah yoksa halledilmesi gereken bir ayak bağı mı var?” Benim burada olduğumu tahmin edermiş gibi varlığımı ayak bağı olarak sorgulamıştı. İlk tanıştığımızda da böyleydi evet. Soğuk bir ucube gibi uyuzluğunu bir rafa kaldırmayı hiç denemedi. Bende bir çaba gösterip onunla uzlaşmaya çalışmadım. Şimdiyse gözünde ayak bağıydım. Schneidér’ n gergin eli beni belimden tutup çaprazımızda kalan yoğun çalılığın arasına itelemeyi başarmıştı. Maria beni görmese bile kalbimin seri çarpışını duymasını bekliyordum. Zorlukla yutkunup gitmesini, asırlar gibi gelen dakikalar boyunca bekledim.

Dikenli yaprakların arasından zar zor izlediğim siluetler ses çıkarmaya başladı. “Bir sorun olup olmadığını sordum?” elleri zarif belinde birleşmiş kadın tehlikeli sesiyle Schneidér’ ı rahatsız ediyordu. Birkaç saniye etrafa bakındığındı ve ardından korktuğum başıma geldi. Gözleri bulunduğum yere yerleşti. Ardından uzun adımları beni buldu ve kavisli elleri saçlarıma yapışıp beni sobelettirdi. Saçımı çekişinden kaynaklanan bu acı, içime oturmuştu ve ses çıkaramıyordum. Yalvaran gözlerle Schneidér’ a döndüm. Bir şeyler söyleme çabasına girişti ancak daha bahanesinin ilk harfini bile edemeden Maria resmen beni sürükleyerek kuma yapıştırdı. Dinlemiyordu, dinlemeyecekti de. Benden asıl nefret etme sebebinin içten içe benden nefret etmesiydi, eve bütün sorun buydu. Ancak filmlerdeki tavır sahnelerini canlandıramayacak kadar korkuyordum. Seviyordum yaptım ya da bunun için beni öldüreceksen öldür ben hazırım falan hikâyelerini söylemek benden çok uzaktı. Asasını deri pantolonundan seri bir biçimde çıkardı. Sonum gelmişti. Tek bir büyüyle işim bitecekti. Bir süre bekledim. Hiç bir şey demedi. Hiçbir ses çıkmadı.

“Vay canına, demek beni lanetleyeceksin.” Ürkek ama kendini korumaya çalışan ukala sesini işitince çaresizce dizlerime gömdüğüm başımı kaldırdım ve neyin ona bunu yaptırdığını merak ettim. Yaşadığım ikinci bir şoktu. Schneidér uzun asasını Maria’ nın boynuna dayamıştı. “İçeri git.” Maria’ nın zor yutkunuşu onu içeriye gitmeye ikna etti ve koşar adımlarla uzaklaştı. Şaşkınlığımı destekleyen açık ağzımla tam bir moron gibi kurtarıcıma bakıyordum. Gerilmiş çene kasları biraz daha düzleşti ve elini bana uzattı. Elinden destek aldığım gibi ayağa kalktım. Teşekkür edecek, ya da boynuna atlayabilecek miydim kestiremiyordum. Ancak benim bir şey dememe kalmadan kesin emrini yüzüme vurdu.

“Buradan git, hemen.” Kafamı itaatkâr bir tavırla salladım ve koşar adımlarla uzaklaştım. Birkaç adımın ardından geri dönüp aklıma gelen ilk satırı seslendirdim. “Ayrıldıktan sonra seni böyle göreceğimi tahmin etmezdim.”

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://lanetlilertepesi.forumotion.com
Lilith London Bennet
Okul Müdiresi & Tılsım Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu
Okul Müdiresi & Tılsım Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu
avatar

Kan Durumu : Safkan.
Uyruk : Amerikan.
Mesaj Sayısı : 34
Kayıt tarihi : 25/04/10

MesajKonu: Geri: Sihir Basını Alımları   C.tesi Mayıs 15, 2010 1:42 pm

Başvurunuz kabul edilmiştir, rütbeniz veriliyor.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://exhilaro.turkforumpro.com
 
Sihir Basını Alımları
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Animagus & Kurtadam Alımları
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» Boleyn Ailesi Alımları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Exhilaro Rpg :: İrtibat Bürosu :: Seçim Alanı :: Yetişkinliğe Adım-
Buraya geçin: